Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 9
Sayı: 1603




Ekim 2014'de yasalaşması beklenen kısa adı TÜSAK olan Türkiye Sanat Kurumu ve Sanatın Desteklenmesi Yasası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Acilen yasalaşmalıdır sanatın ve sanatçının geleceği açısından önemli bir yasadır.
Sanat ve Sanatçı adına olumsuzluklar taşımaktadır, yürürlüğe girmesi halinde ciddi sorunlar getirecektir.
TÜSAK'tan vazgeçilip mevcut sistemle devam edilmelidir, ancak sanatçıya performans uygulaması mutlaka hayata geçirilmelidir.
TÜSAK'tan vazgeçilip mevcut sistemle aynen devam edilmelidir.
Fikrim yok.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler





 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 9 müzisyen gazete okuyor
 
Özel Dosyalar
 
  Türk Halk Çalgılarının Tarihi Gelişimi

Savaş Ekici 


Türk folkloru içerisinde oldukça önemli bir yere sahip olan halk müziği ve oyunları,birçok yönü ile oldukça zengin bir yapıya sahiptir. Bu zenginlikler içerisinde gerek halk türkülerinin gerekse halk oyunlarının ayrılmaz parçası olan halk çalgılarının önemli bir yeri vardır.

“Çalgı”kaynaklarda;1.Müzik aygıtı,enstrüman, 2.Süpürge[1], 3.Müzikte güzel uyumlu sesler çıkarması için yapılmış araç, enstrüman, 4.Müzikle yapılan eğlence,müzik aracı çalma, 5.Saz takımı[2],6.Saz,Türkçe çalmak fiilinden ism-i alet.[3] 7.Çalgı deyiminin müzikle müzik aletiyle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Çalgı deyimi Anadolu halkının çalı süpürgesine verdiği addır. Çalmak ise hırsızlıktır.[4], 8.Süpürge sapı,çanak-çömlek,teneke kutu gibi herhangi bir nesne. Her ne kadar çok değişik anlamları olan “çalmak” fiilinden yapılmış “çalgı” kelimemiz,Farsça,sazın karşılığı gibi görünüyorsa da çalgı çalmak,çalgıya gitmek,çalgıcılık yapmak toplumumuz da;saz çalmak,saz meclisine gitmek,sazendelik yapmak,deyimlerinin yanında pek fazla itibar görmemiştir.[5] Şekillerinde açıklanmıştır.

Bu açıklama ve tanımlardan yola çıkarak müzik yönünden çalgıyı(sazı) tanımlayacak olursak; müzik yapmak veya üretmek için kullanılan aletlere halkımızın verdiği genel bir isimdir denilebilir.

Türk halk çalgısından ise; fabrika imali olmayan, halkın kendi mevcut imkanları içerisinde ve basit araçlarla elde yaptığı, akustik kanunlara uymayan, standart ölçü ve kalıpları olmayan, etnografik özelliği olan çalgıları anlıyoruz.[6]

Çalgı bilim olarak Türkçeleştirilebilecek olan, çalgıların türlerini, tarihini, yapım biçimlerini, ses genişliklerini v.b. konuları inceleyen bilim dalına ise, organoloji denir. Çalgı bilimin temeli XX.y.y. başlarında atılmıştır. Çalgılarda bulunan parçaların adlandırılarak uluslar arası birer terim haline gelmesi de bu yakın döneme rastlar. Ilk çağda Çinliler ve Hintliler, orta çağda Araplar çalgıları sınıflandıran çalışmalar yapmışlardır.

Çalgıların kullanımları ve tarih içinden gelerek aldıkları yeni biçimler sosyolojik araştırmalar kapsamındadır. Arkeolojik araştırmalar çalgıların 5000 yıl önce de kullanıldığını göstermektedir.7 Günümüzde kullanılan hemen hemen her çalgının Isa’nın doğumundan önce de ilkel biçimleri ile bulunduğu bilinmektedir. Ilk çağda kullanılan ve günümüz çalgılarının atası sayılabilecek bir çok türün imalinde deri,tahta,kemik ve kurutulmuş toprak v.b. malzemeler kullanılmıştır.8 Türk çalgılarının ilk şekilleri yay ile çalınınca kopuz gibi değişik adlar alıyordu. Yay ile çalınan bu teller, parmak ile de çalınıyordu. Ancak tip ve şekil bakımından birbirlerinden fazla bir ayrılıkları yoktu.9 Bu sazlar, yaylı tamburlar gibi hem parmakla hem de yayla çalınan sazlardı. Ancak eski ve ilkel şekilleri daha çok kemençelerdir.10 Ögel bu açıklamaları ile,kopuzun hem parmakla hem de yayla çalınan aynı tür çalgı olduğunu ve bu çalgının ilk şekillerinin de yayla çalınan kemençeler olduğunu düşünmektedir.

Gazimihal ise; kopuz adının çalgı anlamında kullanıldığını, telli ve yaylı kopuzların da Asya’dan Avrupa’ya yayıldığını belirtmektedir.11 Ayrıca “Yaysız saplı sazların kıdemi yaylılar merhalesinden tahminlenemeyecek kadar derindedir; mesela, oklu kopuz olan ıklığ neden sonra oksuz kopuzdan türemiş.”12 diyerek yaylı sazların daha sonra türediğini savunmakta ve Ögel ile farklı düşünceleri paylaşmaktadır.

“Türk sazlarının ataları, Dede Korkut veya ulu evliyalar ile efsanelerde adı geçen devlerden gelen!...Ağacı,yerin derinliklerine inen ulu ağaçların köklerinden çıkarılan!...Kılları, telleri, yörük atların kıllarından çekilen!...Derisi, şen ve deli taylardan yüzülen!...Burgu veya kulakları, ulu çöllerde ilahi güçle yalnız biten çalılardan tornalanan, maddelerden yapılmışlardı. Kutlu maddelerden yapılmış sazların, kutlu sesleri vardı. Türkler böyle inanmış, böyle gelmişlerdi. Bu karışık ve gürültülü dünyada, birliğin huzurun ve saadetin yolu da bu idi...”13

Burada da görüldüğü gibi, günümüzde özellikle alevi inancında görülen bağlamanın kutsallığı, geçmişi çok eskilere dayanan bir Türk inanışıdır.

Yay ile çalınan eski karakterdeki Türk sazları, insana biraz korku ve biraz da sihirle dolu bir duygu verir. Zaten sesi de iniltili ve genizden gelen bir mırıltı ile doludur. Herhalde en eski destanlar bu kemençeler ile çalınıyordu.14

“Telli sazlar, yaylı veya yaysız olsunlar, daha çok kapalı yer sazlarıdır. Sevgi ve saygı, tanrıya yakarış, ululardan medet dilenme hep bu sazlarla anlatılır ve yapılırdı. Gazi erenlerin başından geçenler bu sazların eşliğinde söylenirdi. Saz ile söz söyleyenlerin de, dinleyenlerin de ruhlarını kaynaştırırdı. Toplumla ilgili duygular tazelenir, güçlendirilirdi. Uzak duran kişiler yakınlaştırılır, yarına daha iyi hazırlanılırdı. Sazlar ile sözü dinleyip duygulananlar arasında bir duygu birliği ve yakınlaşma doğardı. Birlik ve bütünlük içinde bir millet olma yolunda, telli sazlar bir aracı olurlardı.”15

Müziğin ilk insanlarda nasıl başladığını incelediğimizde her ne kadar efsaneye dayanan tarafları varsa da, gerçek olduğuna inandığımız yanları da bulunmaktadır. Esen rüzgarların, sazlıklardaki kırık kamışlara çarparak çıkarmış oldukları ıslık seslerini, onların da taklit ettikleri, üzüntülü ve sevinçli günlerinde çıkarmış oldukları seslerin ilk müzik duygularını verdikleri tahmin edilmektedir. Zamanla düşüncelerini geliştirerek kamışın veya kirişin çıkarmış olduğu sesler onların ilgisini çekmeye başlamış, avlanmak üzere kullandıkları ok ve yaylarını bir müzik aleti gibi kullanmış oldukları bilinmektedir. Avlanma yayına oku sürterek bir takım sesler çıkarmışlar ve adına “okluğ” demişlerdir. Daha sonra okluğun ucuna su kabağı ilave ederek “ıklığ”a dönüştürmüşler ve at kılından yapılan yaylar ile de çalmaya çalışmışlardır. Su kabağının üst kısmına ince deriler gerdirip sap ilave etmişler ve kiriş telleri deri üzerinden geçirmek suretiyle, sesin daha net çıkmasını sağlamışlardır. Yay ile çalınanlara ıklığ, parmak veya mızrap türünden maddelerle çalınanlarına da kopuz adını vermiş oldukları tarihi belgelerden anlaşılmaktadır. Iklığ yaylı sazların, kopuz ise mızraplı sazların atası olarak bilinmektedir.16

Bu açıklamalardan; Türk çalgılarının ilk çıkışının aynı tür çalgının parmakla ve yayla(okla) çalınması ile dallara ayrılarak gelişmeye başladığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, kopuz gövdesinin önceleri avuç içi şeklinde ağaçlardan oyularak yapıldığını ve üzerine deri gerilerek uzun yıllar çalındığını fakat XVII y.y.dan sonra deri yerine ağaç kullanıldığını da Evliya Çelebi’den öğreniyoruz.

“Türk sazlarının tel sayıları sonradan çoğalmış ve çeşitli adlar almışlardır.”17Asya Türkleri çalgılarını tel sayısına göre adlandırmıştır. Iki telli ve parmakla çalınanların yaygın adı dutar(Iki telli) dır. Tel sayısı ikiden çok olanlar dombıra, dambıra ve tambura olarak adlandırılmıştır. Özbekler, üç telli ve kalın saplı tamburalarına setar, dört tellilere çartar, beş tellilere pençtar ve altı telli olanlara ise şeştar demişlerdir. Kazak tambura ve kopuzlarının çoğu iki telli ve kıyak adını verdikleri kemençelerdir. Bu tür çalgılarda tel olarak ilk önceleri at kılı ve bağırsak kiriş kullanılmıştır.18 Daha sonraları ipek yoluna yakın bölgelerde ve kültür merkezlerinde ipek tel kullanılmaya başlanmıştır.

İngiliz kökenli kaynaklar, madeni telin 1350 yılında Avrupa’da Klavikord ve Harppipiord’da kullanıldığını yazmaktadır. Fakat, tarihçi Von Hammer Osmanlı tarihi ciltlerinin son kısmına doğru bir notunda madeni saz telini Türklerin Istanbul’a soktuğunu ve dolayısı ile Avrupalılara da tanıttıklarını kaynak göstermeden yazmıştır.19

Gerek tezeneli gerekse yaylı kopuz türü çalgıların kökenlerinin Asya olduğu bilinmesine rağmen, Anadolu’da bu çalgıların daha önceden var olduğu, dolayısı ile kökenlerinin Anadolu olduğu konusunda görüşler de bulunmaktadır.

Bunlardan bazıları;

1.Iklığ adlı Türk kemençesinin asıl yurdu Anadolu’dur. Yaygın olarak Mısır’da görülüyordu. Türkistan’da bu sazın bir yurdu olarak gösteriliyordu. Eski Anadolu’da ıklık adlı kemençe daha çok ve yaygın olarak görülüyordu.20

2.Terim olarak kopuz genel adı altında toplanabilen tambura tipli sazların ebedi ülkesi kısmen Anadolu’dur.21 şeklindedir.

Nejat Birdoğan ise;”....bağlamanın kopuzdan türemediğine ilişkin bir sav daha var; O da bağlamanın Hitit’lere özgü kutsal bir saz olduğudur. Karkamış kabartmalarında sapından sallanan püsküle kadar bütün biçimiyle bağlama görülmektedir. Kralın önünde çalındığına göre de kutsal bir sazdır. Başka bir sav da; Mezopotamya Çalgı Müziği adlı yayıma göre, Luth,M.Ö.2000’de Sümerler ve Akatlar da yeğlenilen bir çalgı idi. Bu saz, Elamlar’ da da yüzyıllar boyu kullanılmıştır. Gövde toparlak ya da yumurta biçiminde olup, sapı çoğunlukla uzun olan bu çalgının adı “üç telli “anlamına “sa-esh” dir. Çalgı Elam’da çok yaygındır ancak, kaynağının Elam olduğu söylenemez. Çalgının çeşitli bölümlerinin oranları bu günkü bağlamanın tıpkısıdır. Karkamış harabelerinde görülen de bu çalgıdır. Bize öyle geliyor ki, Asyalı göçmen Türk, Anadolu’ya gelirken kendi kopuzunu, çöğürünü sırtına alıp getirdi. Anadolu’da Elam ve Hitit sazını gördü. Meçhul sanatçı(çalgı yapımcı) iki sazı birleştirdi. Bu günkü saz ortaya çıktı.”22diyerek, kaynak ta göstererek konuyu açıklamamaktadır.

Aslında bu açıklamalarda da görüldüğü gibi, dikkat çekici olan; bağlamanın kopuzdan türeyip türemediğinden veya kopuz türü çalgıların kökeninden daha çok, kopuz türü çalgıların Anadolu’da da olduğu ve Anadolu kültürü ile Anadolu’ya gelen Türk’lerin kaynaşmasında bu tür çalgıların önemli rol oynadığıdır.

Fakat yukarıdaki düşüncelerden farklı düşünceler de bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şöyledir; “Bağlamanın kökeni kopuza dayanır. Kopuz Orta Asya’dan Çin’e, Kıpçaklara,oradan da Avrupa’ya yayılmış, Hunlulardan Bizans’a geçmiş, Oğuzlarla Anadolu’ya girmiş, Selçuklularla da yerleşmiştir.”23

“Şimdiki bağlama cinsi çalgıların atası diyebileceğimiz kopuz, soyca uzun saplı, armut biçimi yada üç kenar gövdeli, önceleri kıl telli ve ses perdeleri yokken, Anadolu’ya gelince şöyle böyle XIV.y.y. da madeni tel takılmak ve bağırsak kirişten ses perdeleri bağlanmak suretiyle oldukça gelişkin bir şekil almıştır.”24

“Evliya Çelebi, Levendane bir sazdır ki hemen şeşhanenin yavrusu zannolunur.” demektedir. Yine Çelebi’nin ifadesine göre Anadolu’da neslini görmediği bu saz, Bosna, Budin, Eğri ve Temeşvar gibi serhat ahalisine mahsustur.25

“En eski Romen çalgılarından olan cobza(kobza) aslen bir Türk çalgısı olan kopuzun değişikliğe uğramış bir şeklidir. Kökeni Orta Asya olan bu çalgı, bir çok yerlere yayıldığı gibi Romanya’ya da çok eskiden XIV.y.y.ın ilk yarısında girmiştir.”26 gibi düşünceler bulunmaktadır.

Bilindiği gibi, kopuz türü çalgılarda tel olarak ilk önce at kılı, daha sonra ise bağırsak kiriş kullanılmıştır. Atın ise ilk önce Türkler tarafından evcilleştirilerek binek hayvanı olarak kullanıldığı antropolojik ve arkeolojik çalışmalardan çıkarılan sonuçlardır.27

Bu bulgu ve düşünceler bize; kopuz türü çalgıların Asya kökenli olduğunu ve bu çalgılarda at kılını tel olarak ilk kullananların da Türkler olduğunu göstermektedir. Ayrıca kopuzun devamı olan bağlamanın günümüzde de kutsal sayılması ve bunun çok eski bir Türk inanışı olması da bu görüşümüzü desteklemektedir. Fakat bu tür çalgıların Anadolu’da da olduğu söylenebilir. Çünkü, gerek Anadolu’ya gerekse Anadolu üzerinden Orta Avrupa’ya kadar olan bölgelere çeşitli zamanlarda yapılan Türk göçleri ile bu tür çalgılar Anadolu’ya da taşınmış olabilir. Bu göçlerin tarihini de M.Ö.5000 yıllarına kadar dayandırmak mümkündür.28

TÜRK HALK ÇALGILARININ TASNİFİ

Türk halk çalgılarını yapıları bakımından üç gurupta tasnif etmek mümkündür.

I. Telli Çalgılar.

1.Tezeneli Çalgılar

2.Yaylı Çalgılar

II. Nefesli Çalgılar

1.Kamışlı Üflemeli Çalgılar

2.Dilli Üflemeli Çalgılar

3.Dilsiz Üflemeli Çalgılar

4.Tulumlu Üflemeli Çalgılar

III. Vurmalı Çalgılar

1.Deri Vurmalı Çalgılar

2.Çarpma Çalgılar.

1.Telli Çalgılar: Rezonans kutusunun üzerinde seslerin titreşimi esasına dayalı çalgılardır.

1. Tezeneli Çalgılar: Bu guruba Türk halk çalgılarından Bağlama ve Tar girmektedir.

A. BAĞLAMA: Bağlama, Asya kökenli sazlardan olan Kopuz'un Anadolu'daki bir devamı olmuştur. Kopuz, Türk müzik kültüründe yer alan uzun saplı ve mızrapla çalınan çalgıların atası olarak bilinir. Bağlama adı ise tahmini olarak 17. yy. sonlarında kullanılmaya başlanmıştır. "Bağlama adı, sazın kendisinden önce perdelerine mi yoksa gerili deriye tercih edilen tahta göğüs kapağına mı verilmişti ? nedeni çözülememiştir29." Yoksa tellerin takılmasından dolayı mı30 bağlama denildiği tartışma konusu olsa da bu konudaki yaygın düşünce, sap üzerinde bulunan perde bağlarından kaynaklandığı yönündedir.

Kopuz türü çalgılarda ilk önceleri at kılı ve bağırsak kirişten yapılmış teller kullanılırken, daha sonraları ipek yoluna yakın bölgelerde ve kültür merkezlerinde ipek teller kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde ise bağlamanın büyüklüğüne göre kalınlığı değişen metal teller kullanılmaktadır.

BAĞLAMANIN YAPISAL ÖZELLIKLERI

Bağlama tekne, kapak ve sap olmak üzere üç bölümden oluşmuştur. Halk arasında bu bölümlere tekneye gövde, kapağa göğüs, sap kısmına kol ve burgulara ise kulak denilerek insana benzetilmiştir.

Bağlamanın gövde kısmı (teknesi) oyma ve yaprak olmak üzere iki şekilde yapılır. Gürgen, kestane, erik, ceviz, kara ağaç gibi sert ağaçlardan oyularak yapılan bağlamaların en makbulü teknesi, dut ağacından olanıdır. Yaprak bağlama ise çeşitli ağaçlardan oluşturulan parçaların birleştirilerek, tekne oluşturması sonucu yapılır.

Bağlamanın göğsünde (kapağında) ise ladin, köknar, çam gibi düzgün damarları olan ve tınlamaya daha elverişli yumuşak ağaçlar kullanılmaktadır.

Sap'ta (kolda) kullanılacak ağaçların teknede olduğu gibi sert ve kuru olmasına dikkat edilir. Bu nedenle ak gürgen, limon, erik, ardıç ve ceviz gibi sert ağaçlar daha çok kullanılır.

BAĞLAMA AILESI VE ÖLÇÜLERI

Bağlama usta çırak ilişkisi içerisinde çok değişik boy ve ölçülerde yapılarak günümüze kadar gelmiştir. Bu nedenle oldukça geniş bir aileye sahiptir.

Yöresel kullanımda bozuk, çöğür, ırızva ve tambura gibi adlarla bilinen sazların bütünü bağlama ailesinin birer üyesidir.

Bağlama ailesinin yapı olarak en küçük olanına ve en ince ses veren çalgısına cura, en büyük ve en kalın (pes) ses veren çalgısına da divan denilmektedir. Divan sazı aynı zamanda meydan sazı adı ile de bilinmektedir.

Donbıra, Danbıra ve Tanbura olarak bilinen çalgı ise divandan daha küçük, curadan daha büyük bir yapıdadır.

Günümüzde bağlamanın gerek eğitimde gerek toplu çalışmalarda kullanılabilmesi için, ton ve ses rengi gibi özellikleri de dikkate alınarak, bazı standart boylar ve ölçüler belirlenmiştir.

Bu boyların tür ve ölçüleri şu şekildedir31.

TEKNE BOYU IKI EŞIK ARASI UZAKLIK

Cura ................... 23 - 28 cm ...................... 49 - 60 cm

Bağlama Curası .... 30 - 36 cm ..................... 64 - 77 cm

Tambura .............. 39 - 43 cm ..................... 93 - 90 cm

Bağlama .............. 44 - 47 cm ..................... 94 - 100 cm

Divan ................. 49- 52 cm ...................... 105 - 111 cm

BAĞLAMADA DÜZENLER

Düzen, bağlamada akort karşılığında kullanılan bir terimdir.

Bağlamada yapılan akort değişiklikleri, yöreler arası icra farklılığını vurgulamada ve anlatımı güçlendirmede önemli etkenlerdendir.

Tıpkı tavırlar gibi düzenler de bağlamada yöresel bir özellik olarak karşımıza çıkar. Öyle ki bir yörede bilinen bir düzen, diğer yörelerde bilinmeyebildiği gibi farklı bir adla da bilinebilmektedir. Örneğin Ankara, Konya, Kütahya gibi yörelerimizde "Kara Düzen" adı verilen düzen (akort) Kastamonu ve Çankırı dolaylarında "Bozuk Düzen" adıyla bilinir. Yöresel düzenler dikkatle incelendiklerinde bunların, yörelerin tonal ve modal (makamsal) özellikleriyle doğrudan bağlantılı olduğu görülür. Çünkü bağlamada, ezginin çalındığı diziye bağlı olarak yapılan düzen değişimleri böylelikle ezginin tonal eksenini de belirlemiş olmaktadır.

Bağlamada en çok bilinen ve yapılan düzenler şunlardır ;

Bozuk Düzen Bağlama düzeni

--------------La -----------------La

--------------Re -----------------Re

--------------Sol -----------------Mi


Misket Düzeni Abdal düzeni

---------------La ----------------La

---------------Re ----------------La

---------------Fa# ----------------Sol


B.TAR: Tezeneli bir çalgı olan Tar, göğüste tutularak çalınmaktadır. Azerbaycan, Özbekistan, Iran, Gürcistan ve Türkistan’ın bazı bölgeleri ile Türkiye’de Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde yaygın olarak kullanılan bir çalgıdır. Kopuz’dan gelişen sazlardandır ve ses genişliği 2,5 oktavdır. Gövde kısmı ortadan boğumlu ve çift çanaklıdır. Tekne kısmı genellikle dut ağacından oyularak yapılmaktadır. Çanaklar üzerine manda yada sığır yüreğinin zarı veya yayın balığının derisi gerilmektedir. Sapı sert ağaçlardan yapılmakta ve sap üzerinde misinadan perde bağları bulunmaktadır. Üç çift ve üç tek olmak üzere 9 teli vardır. Telleri çelikten olan Tar’ın akordu 4 lü ve 5 li aralıklarla yapılır. Boynuzdan yapılan tezene ile çalınmaktadır.

3. ___________________Do

2. ___________________Sol

1. ___________________Do

Tar’da başlıca iki gurup tel bulunmaktadır. 1. gurupta ezgilerin çalındığı ikişer ikişer takılmış 1.2. ve 3. grup teller, 2. gurupta ise, tınıyı zenginleştiren kök ve zenk telleri bulunmaktadır. Kök telleri makamlara göre değişik seslere akort edilir ve genellikle dem tutma görevi taşır.

2. Yaylı Çalgılar:

A.KABAK KEMANE: Kabak Kemane Türkiye’de özellikle Batı Anadolu’da (Ege Bölgesi’nde) yaygın olarak kullanılan bir sazdır. Kabak, Kabak Kemane, Rebap(Güneydoğu Anadolu’da Rubaba, Hatay yöresinde Hegit) ve Iklığ gibi adlar ile bilinmektedir. Orta Asya Türkmenlerinin Gijek adını verdiği ve Azerbaycan halk müziğinde Kemança adıyla kullanılan çalgı da aynı köktendir.

Kabak Kemane, su kabağı veya ağaçtan yapılmış gövde ile saptan oluşmaktadır. Kemane, halk arasında üç telli olarak kullanılmakta iken, son yıllarda dört tellisi de kullanılmaya başlanmıştır. Eskiden bağırsaktan yapılmış kiriş teller kullanılmakta iken, günümüzde metalden yapılmış teller kullanılmaktadır. Kemane yayı, bir çubuk üzerine at kuyruğundan veya misinadan yapılmış tellerin bağlanması ile elde edilmektedir. Oturularak ve sol diz üzerine konularak çalınmaktadır. Ses genişliği, 2,5 oktavdır.

4._____________________Sol

3._____________________Re

2._____________________La

1._____________________Re

şeklinde akortlanmaktadır. Kemane perdesiz bir çalgı olduğu için her türlü kromatik ve komalı ses elde edilebilir.

B. KEMENÇE: Yaylı bir halk sazıdır. Yurdumuzda özellikle Karadeniz bölgesinde yaygın olduğu için “Karadeniz Kemençesi” olarak ta bilinmektedir. Kemençenin gövdesi, dut, erik, ardıç ve kelebek gibi sert ağaçlardan, göğsü ise, çam ve köknar gibi yumuşak ağaçlardan yapılmaktadır.

Kemençenin üç teli bulunmaktadır. Eskiden bağırsaktan yapılan bu tellerin yerini daha sonraları metal teller almıştır. Kemençenin en önemli özelliği, iki tele aynı anda basarak paralel dörtlü ve beşlilerle çalınabilmesidir. Süsleme notaları oldukça sık kullanılmaktadır. Bir oktav civarında ses genişliği vardır.

3._____________________Re

2._____________________La

1._____________________Mi

II. NEFESLI ÇALGILAR:

1. Kamışlı Üflemeli Çalgılar:

A. ZURNA: Nefesli Türk halk çalgılarının en tiz ve en gür sesli çalgısıdır. Bu nedenle genellikle meydanlarda davul ile birlikte çalınmaktadır. Düğün bayram gibi önemli günlerde çalındığı gibi, eski Türklerin savaşlarına da katılıp mehter takımlarında da çok önemli bir yer almıştır. Üflemeli halk çalgılarının başında gelen zurnanın kökeni Ortaasya’ya dayanmaktadır. Yurdun her yöresinde açık hava çalgısı olarak davul ile birlikte yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Zurnanın boyu 30cm ile 56cm arasında değişmektedir. Gövde ve sipsi olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Ön yüzünde 7, arka yüzünde de 1 olmak üzere 8 adet ses perdesi bulunmaktadır. Bu perde deliklerinden başka kalak üzerinde daha küçük çaplarda “Şeytan Perdesi” denen perdeler bulunmaktadır.

Türkiye’de zurnalar doğudan batıya doğru gittikçe belirgin bir büyüme kaydettiği görülür. Büyüklük ve küçüklüklerine göre üç guruba ayrılırlar.

1. Kaba Zurna

2. Orta Zurna

3. Cura(Zil) Zurna

Zurnanın erik, şimşir ve zerdali ağacından yapılanları tercih edilmektedir.

B. MEY: Gürgen, ceviz vb. sert ağaçlardan yapılanları varsa da en makbulü erik ağacından yapılanıdır. Genellikle Erzurum, Kars, Gümüşhane, Bayburt, Van ve Erzincan yörelerinde yaygın olarak kullanılan bir çalgıdır. Balaban diye de adlandırılan bu çalgı Ortaasya kökenlidir. Sesi zayıf olduğu için daha çok kapalı mekanlarda ve oda toplantılarında çalınmaktadır. Kamış üzerindeki kıskaç sayesinde ses inceltilip kalınlaştırılabilmektedir. Bir oktav civarında ses genişliği olan Mey’in üç çeşidi vardır. bunlar;

1. Ana Mey

2. Orta Mey

3. Cura Mey

Gövdenin üst kısmında 7, alt kısmında ise 1 adet ses perdesi bulunan Mey’in, 9-10 adet ses perdeli olanları Azerbaycan ve Türkistan’da “Balaban” adı ile kullanılmaktadır.

C. SIPSI: Ege bölgesinde ve Teke yöresinde kullanılan çalgılardandır. Gövde kısmı 20cm kadardır. Sipsi’nin boyu biçimi ve perde sayısı her çalan ve yapan ustaya göre değişmektedir. 1 veya 1,5 oktav civarında ses genişliği vardır. Genellikle 6 veya 7 adet ses perdesi olanlar kullanılmaktadır.

D. ÇIFTE: Iki kavalın yanyana monte edilmesiyle Zonguldak civarı ve güneydoğu Anadolu bölgesinde kullanılmaktadır. Ön kısmında 5-6 adet ses perdesi bulunmaktadır. Boruların her ikisinde perde sayısı eşit olabileceği gibi bir tarafta bir adet ses perdesi de olabilir. Güney Anadolu da özellikle Antakya ve Yayla dağı çevresinde Argun adı ile bilinmekte ve çalınmaktadır.

DİLLİ ÜFLEMELİ ÇALGILAR: Dilli düdük ve büyük çoban kavalları, 25-30cm olanlarından,75-80cm olanlarına kadar değişik ebatlarda olabilir. Anadolu’nun hemen hemen her yerinde kullanılmaktadır. Bu çalgıların ön yüzünde 6-7, arka kısmında ise 1 adet ses perdesi bulunmaktadır.

DİLSİZ ÜFLEMELİ ÇALGILAR:

A.ÇOBAN KAVALI: Bu kavalların oldukça yumuşak ve etkileyici bir sesi vardır. Yurdun her köşesinde yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Dilli ve dilsiz olmak üzere iki çeşidi vardır. Sert ağaçlardan yapılmaktadır. Pirinç gibi madeni olanları da olsa bile, en makbulü erik ağacından yapılanıdır. Kaval kelimesi içi boş anlamında olan Kov’dan türemiştir. Ses genişliği 2,5 oktavdır.

B. ÇIĞIRTMA: Elazığ ve civarında Toros dağlarının batı kesiminde eskiden yaygın olarak kullanılan dilsiz ve üflemeli bir çalgıdır. Önde 6-7, arkada ise 1 adet ses perdesi bulunmaktadır. Yaklaşık bir oktav ses genişliği vardır.

TULUMLU ÜFLEMELI ÇALGILAR:

A.TULUM:Genellikle Doğu Karadeniz bölgesinde (Rize, Artvin) yaygın olarak kullanılan bir çalgıdır. Tulum oğlak derisinden çıkarılarak elde edilmektedir. Ön ayağına ağızlık, arka ayağına ise klavye(Nav) tespit edilerek diğer kısımlar kapatılır. Ağızlık vazifesi gören tahta borudan üflenerek tulum şişirilir. Deri hava ile dolunca klavyeden ses çıkmaya başlar. Koltuk altına yerleştirilerek çalınmaktadır. Tuluma yerleştirilen klavye kısmına "Nav” denilmektedir. Nav üzerinde birbirine paralel 5 çift ses perdesi bulunmaktadır.

B. GAYDA: Trakya bölgesinde yaygın bir halk sazıdır. Tuluma benzeyen bu sazda çifte kamış yerine ağaçtan yapılmış düdük bulunmaktadır. Ayrıca gayda da uzunca bir dem ses veren boru bulunmaktadır.

VURMALI ÇALGILAR:

Deri Vurmalı Çalgılar:

A.Davul: Türk vurmalı çalgılarının sembolü olarak kabul edilmektedir. Davul tarihimizde çok değişik amaçlarla kullanılmıştır. Türkiye’nin her yerinde değişik cins ve boylarda davul bulunmaktadır. Kasnak, ip ve deri olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Tokmak ana ritmi, çubuk ise detayları çalmaktadır. Genellikle küçük davul, orta davul, büyük davul ve koltuk davulu gibi mahalli boyları ve adları bulunmaktadır. Türklerde kullanılan en eski çalgıdır. Sesinin gür oluşu ve etkisi nedeni ile bir haber aracı olarak ta kullanılmıştır.

B. DÜMBELEK: Anadolu’nun birçok yöresinde çalınmaktadır. Bu günkü darbukanın çömlekten (topraktan) yapılmış şeklidir. Yörelere göre deblek, dümbek ve dümbelek gibi adlar almaktadır. Daha çok kadınlar arasındaki çeşitli eğlencelerde kullanılmaktadır.

C.TEF: Hemen hemen her yörede mevcuttur. Yaklaşık 20-40cm çapında, bir kasnak ve tek yüzüne gerilmiş ince bir deriden ibarettir. Kasnak üzerine açılan yarıklara 3-5 çift ince pirinçten yapılmış ziller geçirilerek çalgının ritminin zenginleşmesi sağlanmaktadır. Bazı yörelerde sade olanları da bulunmaktadır. Daha çok kadın eğlencelerinde kullanılmaktadır. Daha büyük olanlarına “Daire” denilmektedir.

ÇARPMA ÇALGILAR:

A. KAŞIK: Anadolu’da eskiden beri kullanılan ve ağaçtan yapılan çorba kaşıkları aynı zamanda çalgı olarak ta kullanılmaktadır. Türkiye’nin özellikle Silifke ve Konya yöresi halk oyunlarında yaygın olarak kullanılmaktadır.

B. ZILLI MAŞA: Maşa biçiminde iki ana kolun uçlarına yerleştirilen karşılıklı zillerden ibarettir. Kollar kapandıkça ziller üst üste gelerek ses çıkarmaktadır.

--------------------------------------------------------------------------------

* Gaziantep Üniversitesi, T.M.D. Konservatuarı Öğretim Görevlisi.

[1] Türkçe Sözlük,T.D.K.Yayınları-Sayı:403,s.165,Türk Tarih Kurumu Basımevi,Ank.1981

[2] Ali PÜSKÜLLÜOĞLU,Türkçe Sözlük,s.348,Yapı Kredi Yayınları Ltd.Şti.,Ist.1995

[3] Yılmaz ÖZTUNA,Büyük Türk Mupipiisi Anpipilopedisi-1,s.192,Kültür Bakanlığı:1163,Kültür Eserleri Dizisi:149,Başbakanlık Basımevi,Ank.1990

[4] Cafer AÇIN,Enstrüman Bilimi(Organoloji),s.15,Yenidoğan Basımevi Ltd.Şti.,Istanbul,1994

[5] Cinuçen TANRIKORUR,Müzik Kimliğimiz Üzerine Düşünceler,s.282,Ötüken Neşriyat A.Ş.,Istanbul,1998

[6] Sabri UYSAL,Türk Halk Çalgıları,Türk Halk Müziği ve Oyunları Dergisi,c.1,S.1,Yıl:1,s.16,
Ank.1982

7 Nejat BIRDOĞAN,Notalarıyla Türkülerimiz,s.7,Özgür Yayın Dağıtım,Ist.1988,kitabında konu ile ilgili;Sovyet-Azerbaycan araştırmalarının Kobustan ve Nahcivan’da ki ,Gemikaya’da buldukları M.Ö.3500 yıllarına ait kabartmalarda ki resimlerin bu günkü Doğuanadolu halaylarını yada Azerbaycan yallılarını hatırlattığını,dolayısı ile müziği ve dansı akla getirdiğini söylemektedir.

8 Ahmet SAY,Müzik Anpipilopedisi,c.2,s.402,Sanem Mat.,Ank.1985

9 Prof.Dr.Bahaeddin ÖGEL,Türk Kültür Tarihine Giriş,c.9,s.1,Başbakanlık Basımevi,Ank.1991.

10 ÖGEL,a.g.e.,s.7 - s.269.

11 Mahmut Ragıp GAZIMIHAL,Ülkelerde Kopuz ve Tezeneli Sazlarımız,s.16,Kültür Bak.,MIFAD Yay:15,Ank.1975.

12 GAZIMIHAL,a.g.e.,s.129

13 ÖGEL,a.g.e.,s.xvııı

14 ÖGEL,a.g.e.,s.269

15 ÖGEL,a.g.e.,s.xv

16 AÇIN,a.g.e.,s.87

17 ÖGEL,a.g.e.,s.91

18 ÖGEL,a.g.e.,s.95-98

19 GAZIMIHAL,a.g.e.,s.80

20 ÖGEL,a.g.e.,s.273

21 GAZIMIHAL,a.g.e.,s.191

22 Nejat BİRDOĞAN, Notalarıyla Türkülerimiz,s.77,Özgür Yayın Dağıtım,Ist.1988

23 Cemil DEMİRSİPAHİ, Türk Halk Oyunları,s.165,Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları:148,Ank.1975

24 Sadi Yaver ATAMAN,Bağlamacılık ve Bağlama Geleneği,Mupipii Mecmuası Aylık Müzikoloji Dergisi,No:255,s.10,Yörük Mat.,Ist.1970

25 DEMİRSİPAHİ ,a.g.e.,s.185

26 Eugenia Popescu JUDETZ,Romen Kopuzu,Mupipii Mecmuası Aylık Müzikoloji DergisiNo:261-262,Yörük Mat.,Ist.1970

27 ibrahim KAFESOĞLU,Türk Milli Kültürü,s.207-214,Boğaziçi Yayınları,Metinler Matbaası,  İst.,1984

28 Konu ile ilgili daha geniş bilgi için;Mehmet DIKICI,Anadolu’da Türkler ve Anadolu’ya Türk Göçleri,Burak Yayınevi,Ist.1998,esere bakınız.

29 Mahmut Ragıp Gazimihal : Ülkelerde Kopuz ve Tezeneli Sazlarımız. S. 106.Kültür Bakanlığı MIFAD yay. Ankara. 1975

30 Anadolu’da tel takmaya “Bağlamak” terimi kullanılmaktadır.

31 Bu ölçüler Sn. Coşkun Güla’ya aittir.
 1.Dünya Savaşında 1 askere karşı 1 sivil öldü,2.Dünya Savaşında 1 askere karşı 10 sivil öldü,Vietnam Savaşında 1 askere karşı 100 sivil öldü.Bundan sonra çıkacak bir savaşta sadece askerler yaşayacak 


Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2014